19 Temmuz 2016 Salı

İdam Gelmeli mi? Gelmemeli mi?

Selam Ordaki,

Geçtiğimiz Cuma akşamı yaşanan olaylar için yorum yapmak istemiyorum. Araştırmacı Gazeteci Banu Avar, bu konuda iyi bir yazı yazdı. Daha iyisini yazmak biraz zor görünüyor. Buyrun buradan tık. 

Bu olaylardan sonra özgürlük diye diye palazlanan "cemaat" yapılanmalarının, kendi çıkarları için dini-vatanı bir kenara bırakıp nasıl birer kıyma makinesi gibi hareket ettiklerini de gördük... 
Bu olaylardan sonra insanlarımızın ne kadar vahşileşebileceğini de gördük...


Ve bir tartışma başladı!

İdam gelmeli midir?
Yoksa gelmemeli mi?

Önce şuna bakalım, şu anda darbenin cezası nedir:


"Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya veya bu düzen yerine başka bir düzen getirmeye veya bu düzenin fiilen uygulanmasını önlemeye teşebbüs edenler ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılırlar." (Türk Ceza Kanunu, md. 309)

Yanisi,
Darbenin cezası, günümüz hukukunun en ağır cezası olan "ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası"dır.

Ama toplumda bir tartışma başladı. Darbecilere bu kanunun uygulanmaması isteniyor. İdam getirilsin, darbecilerin hepsi asılsın, onları hapiste beslemeyelim gibi savlarla darbecilerin idam edilmesi isteniyor.

Tane tane açıklayacağım o yüzden:

1) "Yaşam hakkı" insanın en vazgeçilmez ve en dokunulmaz hakkıdır. Bu haktan kimse vazgeçemez ve bu hakka kimse dokunamaz.

2) Hukukun temel ilkelerinden biri, "kanunsuz suç ve ceza olmaz"dır. İşlenmesi mümkün suç ve bu suçların hak ettiği cezalar kanunda tanımlanmıştır.

Bu ilke, kanun karşısına çıkacak kişilere keyfi ceza verilmesini önler. Tüm kişilere hukuki güvenlik sağlar, çünkü ne yaparlarsa ne ceza alacakları bellidir. Kimse kafasına göre suç tanımı yapıp, kafasına göre ceza veremez. Darbecilerin işledikleri suçun cezası tanımlıdır. 

3) Yeni bir kanun çıkartılıp idam gibi yeni bir ceza getirilecek olsa bile, "kanun geriye yürümez" ilkesi gereğince yeni kanun eski olay için yürütülemez. Çünkü aksi halde "kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesinin amacı çiğnenmiş olur, kişiler için keyfe göre cezalar vermek amacıyla yeni kanunlar yapılarak hukuk delinir. Kişiye ve olaya göre 'kişisel' kanunlar yapılmaya başlanır. Kimisine daha az ceza, kimisine daha fazla...
Olur mu böyle bir şey?

4) Ceza, bir öç alma mekanizması değildir. Hukuk, çivili bir beyzbol sopası değildir.

5) Saydığım tüm bu ilkeler, en aşağı 2500 yıllık bir hukuk tarihinin ürünüdür. Çiğnenmeleri, 2500 yıl geriye giderek davranmakla eşdeğerdir.

6) Türkiye Cumhuriyeti'nin imza attığı milletlerarası sözleşmeler idam cezasını yasaklamaktadır. İdam ile ilgili kanun çıkartılsa bile, milletlerarası sözleşmeler kanunla eşdeğerdedir.
Ve kanun ile milletlerarası sözleşmelerin çatışmaları halinde milletlerarası sözleşme üstündür, o uygulanır.

İdam kanunu çıkartılırsa uygulanamayacaktır. Uygulanırsa, imza attığımız milletlerarası sözleşmelere aykırı davranılmış olunur. Tüm dünyada korkunç bir prestij kaybı yaşanır ve hatta çeşitli yaptırımlar için fırsat verilmiş olunur.

7) İdam cezası, suçları önlemekten ziyade, suçları daha temkinli işlemeye sevk eder. Yakalanırsa ve başarısız olursa idam edileceğini bilen suçlu, yakalanmamak ve başarısız olmamak için tüm yollara başvurur. Özellikle de darbe gibi meşruiyet kavgalarında, idamın 'caydırıcı' olmasını beklemek akıl karı değildir.

8) Çok sık olmasa da, bazen kişiler 'aklanabilir'. Yani suçsuz oldukları anlaşılabilir ve haksız yere ceza verilmiş olunabilir.
İdam cezasının geri dönüşü yoktur. Kişi idam edildiğinde öleceği için, suçsuz olduğu ortaya çıkarsa bu cezanın telafisi yoktur.

9) Ve en önemlisi: Temel hak ve özgürlükler, en çok kriz anlarında korunmak için yaratılmış kavramlardır. "Şu anda kritik dönemdeyiz, darbe yapılmaya çalışıldı, meclis bombalandı" diyerek temel hak ve özgürlüklerin ihlal edilmesi kabul edilemez.


Hukuk, herkesin menfaatlerini korur. Bu herkesin için de ben de varım, sen de varsın, darbeci de var. 
Bir gün herkes suçlu durumuna düşebilir. Düşerse ne ceza alacağını bilir.

Hukukun bir diğer işlevi vicdanı rahatlatmak ve toplumsal barışı korumaktır. Ama buradaki vicdandan kasıt, hissedebileceğimiz en büyük nefreti tatmin etmek değildir.
Hukuk bir öç alma mekanizması olarak kullanılamaz.
Hukukla mastürbasyon yapılmaz. Hukuk, bir tatmin aracı değildir!

Bunu bilerek davranalım ve ucu bir gün bize dokunacak "hukuksuzluk"lara taviz vermeyelim.
Anayasanın, yasaların ve milletlerarası sözleşmelerin uygulanmadığı bir devlet, hukuk devleti olma vasfını yitirir. Dolayısıyla çağdaş bir devlet olma vasfını yitirir.

Umarım açıklığa kavuşmuştur.





Bendeniz Üçüncü Şahıs,
Devam eder herhalde...


twitter.com/selamordaki








Bu gadget'ta bir hata oluştu

E-posta ile takip et