16 Haziran 2014 Pazartesi

Kuraklık ve Duyarsızlık

Selam Ordaki,

Kapımıza kadar dayanmış olan tehlike, pencerelerimizi doğaya kapattığımız için kendini göstermemişti yoldayken. Şehzade Mustafa'nın dizi icabı öldürülüşünün, hayatımızın merkezinde olması gereken şeylerden daha fazla konuşulduğu bir ortamda, aksini düşünemezdik zaten.

Bizlere Şehzade Mustafa'nın dizi icabı öldürülüşü izlettirilirken bakın Türkiye'nin başına neler geldi:

''Susuz kalacağız!'' diyorduk ya hani biz; fakat buna rağmen balkonlarında şakır şakır halı yıkanlarımız devam ettiler baraj kapaklarını balkonlarına açmaya. Biz bunu derken 20 dakikalık yıkanma törenleri yaptık ve hiç eksiltmedik ya bir dakikasını...
Haber bültenlerinde, erken gelen yazı ve sıcakları ''Bugün İstanbul'da hava çok güzeldi'' şeklinde karşılayan sunucu gibi, o gün İstanbul'da havanın aslında ne kadar kötü olduğunun farkına varamadık ya hani...
İşte hiç mi hiç işin ciddiyetinin farkında değildik.

Taş plaktan gazel okuyan bir Afgan kızı gibi, tüm bu uyarı ve söylemler kulaklarımızda hoş bir ses dışında hiçbir şey bırakmadı.
Dünya, dünkü kadar kötü; insanlar, dün de olduğu gibi duyarsızdı.

Herkes ''Bir benle mi olacak her şey? Ben yapsam diğer yüz kişi yapmıyor!'' söylemlerine öylesine kapılmıştı ki tüm bu kötü ortamın da önce bir kişi ile başlamış olduğunu gözünden kaçırıyordu.
''Az''ın bir şeyleri değiştirmek için ne kadar ''çok'' bir sayı olduğunu herkes unutuyordu.

Neyse ki artık isteyenimiz de istemeyenimiz de değişmek zorunda kalacak gibi, çünkü tehlikenin ayak sesleri Dünya'nın her köşesinde yankılanıyor artık.

Türkiye'de ve İstanbul'da sağanak yağışlar nedeniyle evleri su bastı, gider kapakları suyu taşıyamayıp dışarı attı ve hatta bu sular, vatandaşlarımıza güzel bir boy abdesti aldırdı ya Üsküdar'da...

Tüm bu 'tepeden aşağı sırıl sıklam' ortam, barajları ne kadar doldurdu dersiniz?

Yanıt korkunç: 
HİÇ!

Hava öylesine sıcak ki artık yağan yağmur, ancak buharlaşma şiddetini önleyebildi ve barajlara artı hiçbir şey getiremedi.
Peki altyapısı yetersiz ama Avrupa kültür başkenti şehrimiz İstanbul'u tatlı bir Venedik'e çeviren bu yağmurlara rağmen barajlar İstanbul'da ne kadar dolu?

Bunun yanıtı ise daha korkunç!

Anadolu yakasının ana su kaynağı Ömerli Barajı, sadece %17 dolu.
Şehirleşmeden nasibini almamış ormanlık bir ortamda bulunuyor olmasından ötürü olsa gerek Avrupa yakasındaki önemli barajlardan Durusu (Terkos) Barajı ise %54 dolu.

Neyse ki Üçüncü Havalimanı'mız sayesinde Terkos bu başarıyı üzerinde daha fazla taşımak zorunda kalmayacak, çünkü bulunduğu bölge havalimanı ile şehirleşecek.
Fakat dünyanın en büyük havalimanı bizde olacak değil mi?
En boş göllerin, en kahverengi ormanların bizde olacak olmasının önemi yok?


Kıştan yeni çıkmış ve yaza yeni giriyor olmamıza rağmen İstanbul'un barajları birer kıyamet alameti kadar tedirgin edici.
Fakat bizi ilgilendiren, ormanlarımızın ortasına diktiğimiz havalimanlarının yılda kaç para getireceği...

Bakın! İçme suyu kaynaklarımıza gelen toplam su miktarının grafiği:


2014 yılı ilk 2 aylık veriymiş. Fakat bu ilk 2 ayın kış olduğunu hatırlatmakta da fayda var...
İlk iki ayın yağışlı geçmesi gereken kış ayları olduğunu bilsek iyi ederiz bu yüzden.


Hadi barajlarımızın dolmasını istemeyecek ve burdaki ormanlarda yaşayan canlı örtüsünü tehdit edecek kadar duyarsızız, fakat tasarruflu muyuz? Belki suyun oluşmasını engelliyoruzdur ama daha az harcıyoruzdur?
İnceleyelim o zaman:



Bu yılın ilk 4 ayında bu kadar su harcamışız. Yaza gireceğimizi ve bu yazın çok sıcak geçeceğini göz önünde bulundurursak artış ivmesini durdurmayacağımız kesin!

Bizi yönetenler ise bu tüketim çılgınlığının önüne geçmek ve doğayı yeniden yeşillendirmektense büyük şehirlere şehir dışından su hatları döşüyorlar!
İstanbul, artık yağmurun yağmak istemeyeceği ayıplı bir şehirmiş, kimsenin umrunda değil! Nasıl olsa Melen Çayı var şehirdışında... Boru hattıyla getirilir canıım su!

Neden boru hattıyla taşınacak bir suya muhtacız, düşünmüyoruz.


Hani Cumhuriyet Devrimleri ile dalga geçmek isteyenlerin pek sık kullandığı bir mahya fotoğrafı vardır, aslında ne kadar gurur duyulası ve İslam'ın amacıyla örtüşen bir şey yapıldığını görmezcesine:



''PARA BİRİKTİR!'' diyordu Genç Cumhuriyet.
Harcama!
Tasarruf et!
Çünkü tüketerek tükeneceksin... O zaman biriktir ve üret!
Tüketim toplumu değil, kanaat toplumu ol!


Önceki yazılarda ''tasarruf etme'' ve ''para biriktirme''nin doğayı ve yurdu nasıl kurtaran bir şey olduğunu konuşmuştuk, tekrar girmeyeceğim.

Tasarruf et diyen ve ülkenin büyümesini vatandaşın cebine el atmayarak sağlayan bir ülke hayal ediliyordu. Şimdiki gibi adı bile bizden olmayan ''Shopping Fest''lerle, ''Vialand''larla, AVM'lerle, çok katlı epeyce lüks rezidanslarla, yani halkın tüketmesi ve harcaması istenerek büyütülmüyordu ekonomi. Milletin deli gibi tüketmesini değil, tüketmemesini isteyen bir zihniyet vardı bağımsızlık bilincinin etkisiyle.
Tüketime dayalı ekonominin gün geldiğinde kendini de doğayı da tüketeceği biliniyordu o zamanlar...

''Nasıl yani, doğayla ilgili miydi Genç Cumhuriyet?'' denecektir...
Evet, Genç Cumhuriyet'in başında bulunan Atatürk sayesinde nasıl çevreci bir tutum içinde bulunulacağı köşk kaydırma olayıyla anlaşılmıştı zaten.
Fakat o kadarıyla kalmadı.

Genç Cumhuriyet, işi büyüttü. Saygıdeğer tarihçimiz Sinan Meydan'ın da çalışmalarında yer verdiği Cumhuriyet Köyü projesini görüyorsunuz:



Atatürk Türkiye'si böyle bir köy planlıyordu: Köy meydanı, köy hizmet binaları, okuma evleri, tiyatro salonları, spor alanları, fabrikalar ve...
Yeşiller içerisinde evler, hayvan mezarlığı!!!

Şimdilerde güya vatandaşlarımızın canını korumak için kentsel dönüşüm yapılıyor ya hani... Genç Cumhuriyet, bir köy kültürü, köy mimarisi ve köylü mirası oluşturmak derdindeydi. Acaba kaç kentsel dönüşüm bir tutam yeşillik, yeni bir mimari uyum ve bu şekilde de bir kent kültürü oluşturmak derdinde?

Koloni gibi inşa edilen yapılarla acaba bir kent kültürü mü oluşturuyorlar?
Yoksa içine kapanık bir tüketim kültürü mü?
Yanıtı mantıklarımız verecektir...

Üstelik Genç Cumhuriyet'in bu köy planı, günümüzde çağdaş şehirlerde uygulanan yerleşme metoduyla oluşturulmuştur.
Avrupa'nın çağdaş şehirlerinden Paris, planda olduğu gibi dairesel bir yerleşime sahiptir.
Ya da Barselona, karesel bir yerleşim sistemine sahiptir.

Peki günümüzdeki kentsel dönüşümün amacı gerçek bir kent dokusu mu yaratmak dersiniz?
Bakın, Pendik Belediyesi'nin ''Taşlıbayır Kentsel Dönüşüm Planı'':



Dansözlerden daha kıvrak sokaklar.


Ne kadar şehirli bir kültür var değil mi... Tabi bu şehirli kültür, çarpık şehirleşmelere özgü bir kültür!

Ne kadar simetrik bir görüntü var çağdaş şehirlerde olduğu gibi(!)..
O kadar yeşil ki, beyazlar görünmüyor!

Eminim ki inşa edilecek binalarda da hiçbir mimari zevk olmayacak. Çünkü yapılan çalışmaları incelediğimizde bazen Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin başarısız taklitlerini bazen de cam ve çelik yığını birbiriyle alakasız yapıları görüyoruz hep.

Mesela o kadar ayıplı bir zihniyet var ki günümüzde, birbiriyle uyum içerisinde olan tarihi yapıları ''Kentsel dönüşüm'' adı altında tarihsel değerini törpüleyip birbiriyle uyumsuz bir ucubeye çevirebiliyoruz. Bakın ''Tarlabaşı Kentsel Dönüşüm Projesi'' adı altında katledilen İstanbul'un o meşhur cumbalı evleri:



Atasına ve tarihe birazcık saygısı olan insan bu vahşet tablosundan utanır.

O güzelim cumbalı evlerin dış cephesini sağlam bırakıp içini tamamen yıkıyorlar; toz duman olan tavan işlemeleri, yüksek ve el emeği ahşap kapılar kimsenin umrunda değil!
Ve buna restorasyon diyenler bile var.

Şehirlerdeki bina dikilemeyen üç beş metrekarelik arazilere 5-10 ağaç dikiyorlar, etrafını da demir parmaklıklarla çevirip ''Al sana yeşillik!'' diyorlar.

Umurlarında değil kökleri gönüllere ulaşan ulu çınarlar.


Herkesin bildiği üzere bu kenti 1453 yılında fethettik; fakat 2023 yılında mahvetmiş olarak tarihe geçeceğiz.
Bu sıfatı istediğimize gerçekten emin miyiz?

Üstelik şehri mahvetmekle kalmıyor, bu şehre ait her unsuru kirletiyoruz. Tüm kutsal kitaplarda geçen ve ayıpladığımız o çirkin kavimler gibi kültürümüzü, toplumumuzu, doğayı ve toplumsal ahlakı katleden ayıplı bir ulus olmak üzereyiz.
Bizi kutsal kitaplar yazmasa bile tarih büyük harflerle yazacak! Fakat kara listeye...

Evlerinize sahip çıkın. Sokaklarınıza sahip çıkın. Mahallelerinize, ilçelerinize sahip çıkın!
Siz, egemenlik hakkını her şeye rağmen elinde bulunduran milletsiniz. Ancak bu şekilde şehirlerimize ve ülkemize sahip çıkabileceğiz.

İnşa edilmeye çalışılan ve her şeyi ''Tüketim'' ve ''Para'' üzerine kuran bu ayıplı zihniyete, tüketmeyerek karşı koyun!
Bırakın AVM'leri ellerinde, rezidansları ceplerinde patlasın!
Sokağınızdan sökülen bir fidanın hesabını sorun belediyenize. Dikilmeyen bir fidanın hesabını sorun ilgili olan herkese.

Sizi, her ihtiyacı beton ormanlar arasında karşılanabilen koloniler ve tükettiği şeyler tek tipleşmiş etten yığınlar haline getirmek istiyorlar.
Sizi dik tutan omurganızı, cımbızla vücudunuzdan ayırıyorlar. Eğilmez bir milletin boynunu bükmeye çalışıyorlar.

Ne kadar dik duruşlu olduğunuzu, hayata karşı düşüncesi hep oynak olmuş herkese gösterin.

Önce kendinize, sonra ise bütün çevrenize ve özellikle de küçüklerimize tüketim bilincini, doğa sevgisini ve tasarrufu aşılayın.
Bırakın yeşil bir gömleğiniz de olmayıversin! Ormanları giyin gönlünüze...

AVM'lerin otopark kuyruklarında birbirimizin yerini kapmaya çalışırken değil, bütün vericiliği ile bizi kucaklayan çamların dalları altında karşılaşmak dileğiyle...

Bendeniz Üçüncü Şahıs.
Devam edecek...


twitter.com/selamordaki
selamordaki@hotmail.com







Kaynaklar:

  • Yeniçağ Gazetesi, http://www.yenicaggazetesi.com.tr/kentsel-donusum-kabusa-donustu-94346h.htm
  • Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB), http://www.tmmob.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=9266&tipi=9
  • İSKİ, http://www.iski.gov.tr/web/statik.aspx?KID=1000717
  • Milliyet Gazetesi Haberi, http://www.milliyet.com.tr/-konut-1768830/
  • Pendik Belediyesi, http://www.pendik.bel.tr/ekran/detay/taslibayir-kentsel-donusum-projesi-279



3 yorum:

  1. Mükemmel. O Cumhuriyet Köyü projesini görünce yeniden Atatürk'ün ne büyük bir adam olduğu düşündüm. Eskiden beri düşlediğim bir köy. Kim böyle bir yerde yaşamak istemez ki?

    YanıtlaSil
  2. Bişeyleri değiştirebildin belki bu sana biraz moral olur.

    YanıtlaSil
  3. gayet güzel yazmışsın bizler yakınlarımıza çevremize tutumluluk konusunda ne kadar örnek olabilirsek o kadar iyi. tebrik ederim, birde eskisi kadar sık yazmıyorsun bunun nedeni nedir? He birde sormadan edemeyeceğim, sence de sana biraz siyete atılmak yakışmaz mıydı? Hiç düşünmüyor musun siyasete girmeyi felan, ciddiyim bence çok iyi olabilirdi. Buna cevap atarsan çok memnun olurum üçüncü.

    YanıtlaSil

Bu gadget'ta bir hata oluştu

E-posta ile takip et