15 Temmuz 2013 Pazartesi

Yeni Türk Harfleri Üzerine Düşünüş

Selam Ordaki,


Şu anda yazmakta olduğum abecemiz hakkında türlü tartışmalar hakim. Abecemizi olumsuz yönde eleştirenler bunu bilgisiz bir şekilde kulaktan dolma yollarla yaparken; olumlu yönde eleştirenler de neden olumlu olduğunu pek bilmiyor gibiler.

Ağ üzerinde türlü yıpratma kampanyaları da mevcut. Neredeyse küfre varan bu kampanyalar, halkın algısı üzerinde de yozlaşmalara neden oluyor. ''Gazi'yi neresine bakarak eleştirsek'' diye düşününlerce ortaya çıkartılan bu tutucu tartışmalar, hiçbir nesnel veri ile de adam akıllı örtüşmüyor.

Bir el atsak mı şu işe?

Atalım, atalım...
Bu cumhuriyet bizlere emanet.

Öncelikle şu farkı anlamamızda fayda var:

Bizim kullandığımız harfler ''Latin Harfleri'' değildir!
Bizim kullandığımız harfler, ''Yeni Türk Harfleri''dir! Mustafa Kemal, tüm bahislerinde de ''Latin esasından alınan Türk harfleri'' ibaresini kullandığı gibi salt anlamıyla ''Latin Harfleri'' ifadesinden kaçınmıştır. 1928'de kabul olunan yasa da ''Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkındaki Kanun'' şeklinde ada sahiptir.

Kullandığımız harflere ''Latin Harfleri'' demek, hem terimsel hem uygulamsal hem köken hem de içerik bakımından son derece yanlıştır. 29 harften oluşan abecemizde Türkçeye has harfler olduğu gibi diğer pekçok abecede bulunan harfler de yoktur.

Ayrıca Latin harflerinin kökeni, İtalya'ya bir göç ile yerleşmiş ve İtalya'dakilerden çok daha üstün bir kültür birikimine sahip olan Etrüsklerin kullandığı abeceden gelmektedir.

Roma uygarlığının, mitolojisindeki ilahlardan tutun da hukukundan yol yapım tekniklerine kadar kökünü hemen hemen tümüyle bu Etrüsk uygarlığından almış olduğu günümüzde saptanmış durumdadır.

Ve şunun altını özenle çizmek istiyorum: Bütün Dünya milletleri tek tek incelenmiş ve Etrüsklerin %98,2 olasılığıyla Türk olduğu saptanmıştır! [1][2]

Daha da önemlisi: Etrüsk yazıtları da ilk defa 1970 yılında Kazım Mirşan tarafından okunabilmiştir. Etrüsk yazıtlarını çözen Kazım Mirşan sayesinde Etrüskçenin Ön-Türkçe kökenli bir dil olduğu ortaya çıkmıştır. Kazım Mirşan, içlerinde Cippus Yazıtı da bulunan 94 Etrüsk yazıt ve metnini Ön-Türkçe olarak okumuştur. [3][4]

Tüm bu tespitler, Etrüsklerin Türk olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Yani Latin harflerinin kökeni bile bir Türk topluluğundan gelirken neyin Latin oluşundan bahsediyoruz?

Bu konuda anlaştığımıza göre devam edebiliriz...

Sahi Mustafa Kemal'in bir hayalperestliği mi söz konusudur Yeni Türk Harfleri konusunda devrim yaparken?
Yoksa gerçekten gerekli midir ve Osmanlı'da da Arap harflerinden vazgeçmek düşüncesi oluşmuş mudur?

Oluşmuş mudur?

EVET! OLUŞMUŞTUR.

Arap kökenli harflerden vazgeçmek ve yeni abeceye geçmek, ilk kez Osmanlı zamanında ortaya atılmış bir düşüncedir. Hatta bu düşünceyi ortaya atan ve uygulamaları başlatan
Mirza Fetali Ahundov'a ''Mecidiye'' ünvanı verilmiştir! [5]

Bakınız İslam Birliği'nin en büyük savunucusu Padişah II. Abdülhamit de ne diyor:

“Yazımızı öğrenmek pek kolay değildir. Bu işi halkımıza kolaylaştırmak için belki de Latin alfabesini kabul etmek yerinde olur. Her ne kadar bu harflerle lisanımızdaki bazı sesleri vermek güçlüğü mevcut ise de bunu ayarlamak şüphesiz kabil olabilir. Aklı başında hiç kimse öğrenmeye düşman olamaz. Ben de bütün dindaşlarımıza iyi ve faydalı olan her yeniliği tanıtmak istiyorum. ” [6]


Görüldüğü üzere Padişah II.Abdülhamit de Arap kökenli Osmanlı abecesini değiştirme düşüncesine sahiptir.

Rusların da bir ara Latin abecesine geçmeyi düşünmesi II.Abdülhamit'in söylemlerini destekliyor. (Dillerine uymadığı için geçememişlerdir...)

Sanmayın ki kendisini ''Bre zındık!'' diye kovaladılar da Abdülhamit bu uygulamayı başlatmadı. Medreseden gelen pek çok Encümen-i Daniş mensubundan bile bu fikir destek buluyordu. Henüz zamanının gelmediğini düşündüğü ve zaten sıkıntılı dönemler geçirildiği gerekçesiyle bunu uygulamaya sokmamıştır.

Mustafa Kemal de yeni Türk harflerine geçiş için doğru zamanın gelmesini ve şartların olgunlaşmasını beklemiş, zaman geldiğinde ise bunun hemen yapılması gerektiğini söylemiştir.

Nitekim Falih Rıfkı Atay, gazeteci Hüseyin Yalçın’ın kendisine 1923’te “Latin yazısına niçin geçilmediğini” sormasına Atatürk’ün kızdığını ve “Bana vakitsiz bir iş yaptırmak istiyordu” dediğini Türk Dili Dergisi’nin Ağustos 1958 tarihli sayısında bildirmektedir.

Bu konu da tamam ama niçin bu insanlar yeni bir abeceye geçmek istiyorlar?
Devrime renk olsun diye değil elbette...

Şüphesiz ki Arap kökenli abecenin sorunları ve doğurmaya başladığı yeni sorunlar nedeniyle abece değişikliği gündeme gelmiş ve gündemdeki yerini korumuştur.

Nedir Arap kökenli Osmanlı abecesinin sorunları?

1) Harfler, konuşulurken ortaya çıkan sesleri metne dökmek için vardırlar. Arap kökenli abecedeki harfler, Türkçeyi tam anlamıyla karşılamamakta, bazı sesleri yansıtamamaktadır. Bu sorunun devamı olarak bazı harfler, birden fazla harfi temsil etmektedir ve sözcüğün yazılış kalıbını bilmeyen birisi hiçbir şekilde o sözcüğü doğru şekilde okuyamamaktadır.

Örneğin ''Devlet'' sözcüğün gelişini ve nasıl gideceğini bilmeyen ve bu sözcükle ilk kez karşılaşan birisi ''dolet, dolt, dölt, dült, dvlt, dult'' şeklinde de bu sözcüğü okuyabilir.

Yeni harfler türetmek, abeceyi güncellemek gündeme gelmiştir. Fakat geçerli bir sebep değildir. Çünküsü ikinci sorunda saklı:

2) Batı dünyasının belli noktalarda gelişmişliği ve buna bağlı olarak girdiğimiz aşağılık psikolojisi, yaşamımızın her alanında etkisini çeşitli yozlaşmalar ve taklitler ile de göstermiştir. Osmanlı döneminde başlamış hastalıklardan bir tanesi de tabelaları vb. Latin harfleri ile yazmaktı. Özellikle seçkin mekanlarda kullanılan Fransızca isimler için bu doğrudan şarttı.

Yani ülkede konuşulan abecenin bile süratle yozlaştığı bir hava hakimdi.
Günümüzdeki abecede bile bu yozlaşmayı görüyorken sen düşün o zamanı ve o harflerin şu an nelere yol açabileceğini...

Basımda ve doğal olarak basında da çeşitli zorluklar baş gösteriyordu.

Dil kitaplarının bazılarının Fransızca okunuş esaslı Latin harfleri ile basıldığı da oldu. Mesela Yakobnac Naci Harşabani diye bir Macarın, ''Konuşulan Türkçe'' üzerine yazdığı bir Türkçe öğretme kılavuzu vardı ve bu Fransızca okunuş esaslı Latin harfleri ile yazılmıştı. [7]

Hatta durumun ciddiyetini ve gerçekliğini görmen için seninle bir telgraf örneği paylaşayım:



Nedeni bilinmeyen bir şekilde Fransızca okunuşlu Latin harfleri ile yazılmış Türkçe telgraf! Bir de telgraf kağıdının bile ''Telegramme'' gibi bir ibareye sahip olduğuna dikkat edelim derim...

Yukarıdaki telgraf 1876 tarihlidir ve Fransızca okunuşlu Latin abecesi ile yazılmıştır. Ta 1876'da okuma-yazma bilenlerin arasında Latin harfi kullanılmaya başlanmıştır görüldüğü üzere.

Okuma-yazma bilenlerin arasında diye özellikle belirtiyorum, çünkü bazıları pek eğlenceli eleştirilerde bulunuyorlar ''Bir gecede herkes cahil kaldı harf devrimi yüzünden!'' diye.

Demek ki neymiş?
Birileri çok şakacıymış...

Ayrıca okuma-yazma bilen nüfus 1923'te sadece %2.5'ti. 1927'ye dek zor bela %10 yapıldı bu oran. Kadınlarda ise sadece %3 olmuştu...

Okuma-yazma bilmek, aydın, seçkin işi gibi bir duruma gelmişti. Okuma-yazma bilmek yetmiyor, bir de kelimelerin geliş kurallarını bilmek gerekiyordu. Yozlaşma diz boyuydu... Ayrıca okuma-yazma bilenlerin bir kısmı da bildikleri yabancı diller ve dönemin şartları itibarı ile Latin harflerine aşinaydı. Kimse hiç görmediği anlamsız şekiller ile karşı karşıya değildi. %90'ın okuma yazma bilmediği bir ortamda kimse birden bire cahil bırakılmıyordu, aksine bilgiye erişmesi için kolaylık sağlanıyordu.

Evet, bilgiye erişmesi için kolaylık sağlanıyordu. Çünkü Dünya'da yer edinen yazınsal çoğu eser, kayıt ve yayın Latin harfleri ile basılıyor ve teknolojik gelişmeler bu çizgide kaydediliyordu. Bilgiye kısa yoldan erişim ve bilgiyi kısa yoldan yaymak için yeni Türk harfleri büyük öncülüğe sahip oluyordu.


Öyle de oldu...
Okuma-yazma seferberliği ile bunun hiç de yanlış bir sanı olmadığını tarih bize gösterdi.

Buna rağmen yeni Türk harfleri için ''Geçmişle bağımız kesildi...'' diyenler var. Geçmişle bağın kesildi ise bugün geçmişinle olan bağını vahiy meleklerine mi borçlusun?

Bu eğlenceli kişiliklerin devamı olarak Osmanlıca abecesini bilerek Kur'an okuyabileceğini söyleyenler ve buna gerçekten inananlar var. ''Eski yazı olsa da şakır şakır Kur'an okusak!'' diyorlar, hem cahilliklerini hem de Kur'an'ı anlamak gibi bir dertleri olmadığını gösteriyorlar.
Bilinçsiz vatandaşlarımızı da kendi karanlıklarını yaymak için gölge olarak belliyorlar.


Ayrıca şeklen Arap abecesine benzeyen bir abecenin kullanıldığı dil, bilinçlerin de boş olmasının etkisiyle içerik bakımından da başkalaşmıştı. Ne Arapça, Ne Farsça, Ne Türkçe olan ve halkın anlamadığı bir dil doğmuştu. Bunu kanıtlamak için uğraşmamıza gerek yok, çünkü bu dile ''Lisan-ı Osmani'' demeleri her şeyi göstermektedir.

Öylesine ötekileşmiş bir dildir ki Osmanlı Türkçesi bile denememiş, ancak Osmanlıca denebilmiştir.

Dilin -özellikle de yazı dilinin- sadeleştirilmesi ve halkın kolaylıkla anlayıp kullanabileceği bir dilin inşası için yoğun çalışmaya girilmişken bunun sade ve yeni bir abece ile taçlandırılmaması büyük bir hata olurdu.


Cumhuriyetimizi kuranlar da bunun farkında olmuş olacaklar ki bu hataya düşmemişler, Türkçeyi gereksiz zorluklardan arındırmışlar, Türkçeyi yeterince karşılayan bir abece meydana getirmişler, Batı özentisi yozlaşmalara karşı büyük bir kalkan ortaya çıkarmışlar, bilgiye ve -çağımızca düşünecek olursak- ''bilişim''e kolayca erişim için imkan sağlamışlardır.


Rahmet, üzerlerine olsun.


Bendeniz Üçüncü Şahıs,

Tarihşörlük oynayanlar güldürmeye, bizler gibi birileri de çürütmeye devam edecek.


selamordaki@hotmail.com
twitter.com/selamordaki
facebook.com/ucuncusahis

KAYNAKLAR

[1]  Vernesi et al, 2004
[2] Alberto Piazza, Turin Üniversitesi
[3]
Kazım Mirşan, Etrüskler – Tarihleri- Yazıları ve Dilleri
[4]
Haluk Tarcan, Ön-Türk Tarihi

[5] Prof. Dr. İlber Ortaylı
[6]
II.Abdülhamit, Siyasi Hatıratım
[7] Prof. Dr. İlber Ortaylı
Bu gadget'ta bir hata oluştu

E-posta ile takip et